banner37
26 Eylül 2017 Salı

2017 MEB PROGRAM TASLAKLARI: GÖRÜNENLER GÖRÜNMEYENLER

05 Şubat 2017, 19:46
2017 MEB PROGRAM TASLAKLARI: GÖRÜNENLER GÖRÜNMEYENLER
Prof. Dr. Hasan ŞİMŞEK
Prof. Dr. Hasan ŞİMŞEK hasansimsek.net sitesinden alıntıdır...

Öncelikle bir konuyu açık hale getirelim. Eğitim alanında bazı kavramlar klişe haline getirilerek yanlış kullanılabilmektedir. Yazılı ve görsel basında ve sosyal medyada Milli Eğitimi Bakanlığının çalışması “yeni müfredat” kelimesi etrafında tartışılmıştır. Arapça’dan Osmanlıca’ya girerek günümüz diline yerleşen “müfredat” kelimenin doğru Türkçe karşılığı “eğitim programıdır.” Müfredat kelimesi o kadar yanlış kullanılmaktadır ki bazen “müfredat programı” haline bile gelerek kendi içinde çelişkili bir ifadeye dönüşmektedir. “Öğretim programı” şeklinde kullanımı da doğru değildir. Öğretim eğitim sürecinin sadece belirli bir sürecine karşılık gelerek eğitimin örtük boyutlarını kapsamamaktadır. Bu nedenlere, MEB’in taslak çalışması ile gündeme gelen sürecin doğru Türkçe adlandırması “Eğitim Programı” çalışmasıdır ve bundan sonra bu yazıda “müfredat” yerine “eğitim programı” kavramı kullanılacaktır.
 
İlk olarak eğitim programı çalışmasının kapsam ve içeriğine değinelim. Milli Eğitim Bakanlığı taslak programlarla ilgili yaptığı açıklamalarda ilk, orta ve lise düzeyinde 53 dersin kapsam ve içeriklerinin yeniden düzenlendiğini belirtmiştir. Bu derslerin 19’u ilkokul, geri kalan 34 tanesi ortaokul ve lise düzeyindeki derslerdir. MEB Müsteşarı Yusuf Tekin’e göre yeni programın en önemli özelliklerinden birisi kazanımlarda sadeleştirmeye gidilmesidir. Bu kapsamda ilk, orta ve lise düzeyindeki kazanımların sayısında %30 bir sadeleştirmeye gidilmiş, kazanım sayısı toplamda 494’ten 366’ya indirilmiştir. Kamuoyunda yer alan ve programların kapalı kapılar ardında, danışma mekanizması olmadan küçük bir grup tarafından hazırlandığı eleştirilerine ilişkin olarak Yusuf Tekin iki yıl kadar süren taslak program çalışmalarına “ilkokul düzeyinde 35 bin veli, 40 bin öğretmen, 8 bin 400 okul yöneticisinin; ortaokul düzeyinde 15 bin veli, 39 bin öğretmen ve 7 bin okul yöneticisinden doğrudan veya dolaylı görüş alındığını, 27 eğitim fakültesinin çok kapsamlı müfredat taslakları gönderdiğini ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da görüş bildirdiğini” aktarmıştır (http://www.yenisafak.com/gundem/meb-mustesari-tekinden-yeni-mufredat-yorumu-2599408). Son olarak, yeni programların uygulanmasına kademeli olarak geçileceği belirtilmiş, askı süresi sonunda kesinleştirilecek programlardan sadece 1, 5 ve 9. sınıflarda uygulamanın 2017 Güz yarıyılına başlayacağı vurgulanmıştır.

Taslak Programlarda Öne Çıkan Olumlu ve Olumsuz Özellikler Taslak programların geneli dikkate alındığında bütün programlarda öne çıkan ortak noktalar vardır ve bunların program çalışmasının önemli özelliklerini öne çıkaran boyutlar olarak irdelenmesi gerekmektedir.

1. Modern-Çağdaş, Fakat Uygulamada Sorunlu: Yeni eğitim programlarında 2005 yılında yapılan program çalışmasının bir devamı olarak Yapılandırmacı / Oluşturmacı (Constructivist) bir anlayışın hakim olduğu sezinlenmektedir. Öğretim ve ölçme-değerlendirme süreçlerinde öğrencinin etkin rol alması, öğretim süreçlerinde uygulama, gezi, gözlem, aktif katılım gibi öğretim yöntemlerinin vurgulanması; ölçme ve değerlendirme süreçlerinde öğrenci özelliklerinin dikkate alınması, klasik değerlendirme araçlarının ve süreçlerinin dışına çıkılarak Yapılandırmacı / Oluşturmacı teknik ve araçlara yer verilmesi dikkat çekmektedir. Bu durum, kuşkusuz, çağdaş eğitim anlayışı ile uyumlu ve tutarlıdır, ancak yeni programların en önemli zafiyet alanı da burada ortaya çıkmaktadır. 2005 program çalışmasının uygulamada büyük ölçüde fiyaskoyla sonuçlanmasının en önemli nedenlerinden birisi kuramsal olarak doğru bir yaklaşımın uygulamada, öğretmen nitelikleri, merkeziyetçi eğitim yapısı, okulların ve öğretmenlerin olanakları ve yeterlikleri ile uyumsuzluklar göstermesiydi. Sunulan bugünkü taslak programlar da kağıt üzerinde son derece modern ve çağdaş olarak kalacak, ancak uygulamada beklenen sonuçların elde edilmesi bir hayli güç olacaktır.

2. İddia Büyük, Gerçekleşmesi Zor. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz yeni programlara ilişkin olarak iddialı konuşuyor: “Ezber sisteminden günlük hayata geçiş olarak görülen yeni sistemde öğrencinin günlük hayatta daha başarılı olması ve üniversite eğitiminde kendini geliştirmesi, öğrencinin zihin becerilerini arttırma üzerine hazırlanan taslaktır (http://www.cnnturk.com/turkiye/eklenen-ve-cikartilan-dersler-nelerdir-2017-meb-yeni-mufredat). Kağıt üzerindeki haliyle bu iddianın gerçeği yansıttığı kuşku götürmez. Çünkü kamuoyunun değerlendirmesine sunulan taslaklar kağıt üzerinde eğitim bilimleri kuramları ve çağdaş uygulamaları anlamında olumlu özelliklere sahip. Ancak, eğitim sistemleri kağıt üzerinde yazılanlarla ve ders kitaplarındaki ideal kuramlara göre işlemiyor. Biz bundan önceki reform denemelerimizde “hayatın gerçekleri” genellikle bize hayal ettiklerimizden çok daha farklı sonuçlar verdi. Bu iddialara bakıldığında yeni program çalışmalarında da benzer bir anlayışın hakim olduğunu hissediyoruz.

3. Yine Yeniden Öğretmen! Taslak programlarda yukarıda sözü edilen öğrenci merkezli, Yapılandırmacı / Oluşturmacı program içeriklerinde göze çarpan yenilikçi öğretim ve ölçme-değerlendirme süreçlerinde işin yükü yine öğretmenin üzerine bırakılmıştır. 2005 program çalışmasında da aynı yaklaşım benimsenmiş ve 2005 programlarının fiyaskoyla sonuçlanmasının arkasında öğretmene yüklenen abartılı ve aşırı güven ve iş yükü vardı. Bugünkü taslak programlarda göze çarpan ve öğretmeni merkeze koyan yaklaşım yeni program çalışmasının en büyük tehlikelerinden biri olacaktır. Sistemde var olan öğretmenlerimizin nitelik ve yeterlikleri programa yansıyan beklentileri karşılayacak düzeyde olmadığı için uygulamada ciddi sorunlarla karşılaşılacak; ya öğretmenler hedefe konacak ya da programlardan beklenen çıktılar kağıt üzerinde kalacaktır.

Haftaya bu konuya devam edeceğiz… ​

Geçen hafta Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan ve kamuoyunun dikkatine sunulan program taslaklarının analizine ilişkin görüşlerimizi paylaştık. Geçen hafta değindiğimiz İlk 3 maddede program taslaklarının içerik açısından irdelendiğinde 2005 ilköğretim programlarının yeniden yapılanmasında hakim olan Yapılandırmacı / Oluşturmacı görüşün devamı olduğu izlenimi edindiğimizi belirttik. İkinci olarak, taslak programların bir hayli kitabi olduğu ve uygulanmasının kolay olmayacağı konusunda kaygılarımızı dile getirdik. Üçüncü olarak, tıpkı 2005 program çakılmasında olduğu gibi, taslaklarda programlar yoluyla tasarlanan reformun büyük yükünün yine öğretmenlerin üzerine bırakıldığını belirttik.

Devam edelim.

4. Her Açıdan Çeşitliliğin Hakim Olduğu Bir Ülkede Yine Tek Çeşit Program. Programların geneline hakim olan teorik, idealist, kitabi anlayış ülkemizde bölge, etnik çeşitlilik, ekonomik farklılıklar, cinsiyet farklılıkları, sosyal gelişmişlik farklılıkları gibi çeşitli etkenler tarafından kısa sürede işlemez hale gelebilecektir. Önerilen programların bu farklılıklar içinde nasıl işler hale geleceği ve etkili olabileceğinin yanıtı program içeriklerinde mevcut değildir.

5. “Değerler ve Değerler Eğitimi” Vurgusu. Taslak programlarda bundan önceki yıllarda görülmemiş yeni bir kavram yaygınlıkla kullanılmıştır: “Değerler ve Değerler Eğitimi.” “Değer” kavram ve içerik olarak soyut ve bir o kadar da göreli bir kavramdır. Eğitim kurgusu ve öğretim süreçleri anlamında ölçülmesi zor bir alandır. Ölçülmesi ve nesnel ölçütlerde öğretilmesi bu kadar zor ve sorunlu olan bir kavramın programlarda bu kadar yaygınlıkla ve asli/merkezi bir alan olarak yer bulması anlaşılamamıştır. Ancak ve bütün bu özelliklerine rağmen “değerler ve değerler eğitimi” konusunu bu kadar merkezi bir yere koyan program hazırlayıcılarının bu kavram arkasında gizlenen bir beklentilerinin olması gerekir. Bir ihtimal “değerler ve değerler eğitimi” ileride biçimlendirilmesi arzulanan muhafazakar bir eğitim sistemine giriş kapısı olarak planlanmış olabilir.

6. “Milli ve Manevi Değerler.” Bir önceki konuda dile getirdiklerimizi destekleyecek bazı unsurları bütün program içeriklerinde ısrarlı bir “milli ve manevi değerler” vurgusu ile destekleyebiliriz. “Milli ve manevi değerler” kavramı da bütün programların içeriklerine standart olarak yedirilmiş asli kavramlardan biri olarak görünmektedir.

7. Yine Göç Yolda Düzülecek! Milli Eğitim Bakanlığı hazırlanan taslak programlardan 1, 5 ve 9. sınıf programlarının Eylül ayında uygulamaya konacağını belirtmektedir. 22 Şubat’ta askıdan inecek programların gelen öneri ve eleştiriler doğrultusunda revize edilmesinden sonra programlarla ilgili ders kitaplarının yazımı aşamasına geçilecektir. Müsteşar Yusuf Tekin’e göre kitap yazım çalışmaları Mayıs-Haziran ayları gibi bitirilecek ve yazın kitapların basım işleri yapılacaktır. Dolayısıyla denenmemiş, ince bir değerlendirme sürecinden geçirilmemiş kitaplarla Eylül ayında öğretmenler iş başı yapacaklardır. Hem programların kendisi hem de ders kitapları “pilot” denemeleri ve öğretmen eğitimleri yapılmadan uygulanmaya başlanacaktır. Bu kadar aceleye getirilmiş ve amatörce yürütülen değişim girişimi nedeniyle 1., 5. ve 9. sınıf öğrencilerini, velilerini, okul yöneticilerini ve öğretmenlerini zor bir Güz yarıyılı beklemektedir.

8. Yazılacak Kitaplarda Sürprizler Olabilir mi? Taslak programların bazı özelliklerinin çağdaş ve modern eğitim anlayışını yansıttığını, öğrenci merkezli, uygulama, deney ve gözlem ağırlıklı olmasına özen gösterildiğini, yenilikçi ölçme ve değerlendirme süreç ve tekniklerine yere verildiğini belirttik. Bu alanlarla ilgili bazı sorunlara yukarıda değindik. Bu sorun alanlarından birisi de bu programlara göre hazırlanacak ders kitaplarının içeriğinde nelerin yer alacağı konusu. Biraz önce belirttiğimiz üzere programlarda ısrarlı bir “değerler ve değerler eğitimi” ve “milli ve manevi değerler” vurgusu yer almakta. Bunların uygulamada nasıl anlatılacağı konusunda programlarda sadece bazı teorik açıklamalar var. “Değerler ve değerler eğitimi” ve “milli ve manevi değerler” konularında nasıl bir yaklaşım gösterileceği asıl yazılacak ders kitaplarında kendini gösterebilir. Bu nedenlerle, ileride şekillenecek ders kitaplarının kapsamı, içeriği ve ders kitaplarına yansıyacak görseller, örnekler ve okuma materyalleri önem arz etmektedir.

9. “Evrim” Konusu Turnusol Kağıdı! Atatürk’e ilişkin konuların kapsamının daraltılması, İsmet İnönü’nün program içeriğinden çıkarılması gibi konular yeni taslak programlara yöneltilen eleştiriler arasında yer almıştır. Asıl bu iki konudan daha önemli başka bir şey yapılmış ve “evrim kuramı” belirli eğitim programlardan çıkarılmıştır. Bu konunun gerçekliğini MEB Müsteşarı Yusuf Tekin de kabullenmekte ve konuya ilişkin pek de inandırıcı olmayan bir cevap vermektedir:

“Yusuf Tekin, "evrim teorisinin müfredattan çıkarılmasına" ilişkin bir soru üzerine, bilimsel anlamda binlerce benzer teorilerin bulunduğunu söyledi.

Tekin, "Evrim teorisinin seçilip de müfredatın içerisine yerleştirilmiş olması, hangi gerekçelerle seçildiğini ben bilmiyorum. Binlerce bilimsel teori varken evrim teorisinin özellikle seçilmesi, bizim bu bilimsel teoriler içerisinde, evrim teorisi gibi çok az sayıda teori MEB müfredatında var. Evrim teorisinin seçilmesi, bu anlamda ne anlama geliyor, bilmiyorum. Niye seçilmiş? Ama biz evrim teorisinin anlatıldığı o üniteyi, MEB müfredatından çıkarmış olduk" diye konuştu.

"Evrim teorisinde ortaya atılan iddialar, aynı zamanda İslamiyet ve insanın doğuşu ile de uymadığı için din referanslı bir eğitim sistemi yaratılma amacı olduğu; aslında bütün tartışma bu temelden yürüyor." şeklindeki sözler üzerine Tekin, bu eleştirinin çok yanlış olduğunu, olaya bu açıdan bakmadıklarını belirterek, "Sadece çocuklarımızın gelişim trendi açısından o ünitenin temel eğitim, ortaöğretim müfredatında verilmesinin doğru olmadığına karar verdik" değerlendirmesini yaptı (yenisafak.com/gundem/meb-mustesari-tekinden-yeni-mufredat-yorumu-2599408).

Dolayısıyla, “evrim kuramına” ilişkin bu tutum bir tursunol kağıdı görevi görmektedir. Evrim kuramına ilişkin bu fiili sonuç bütün programlarda ısrarla tekrarlanan “milli ve manevi değerler” ve “değerler ve değerler eğitimi” başlıklarıyla birlikte düşünüldüğünde ileriye yönelik bazı soru işaretlerinin oluşmasına neden olabilir.

10. STEM ve PISA Etkisi. Yeni programlarda PISA’da aldığımız olumsuz sonuçlar ve STEM gibi moda kavramlara ilişkin önlemler de programlara yerleştirilmiş. Yeni programlarda klasik dil bilgisi ağırlıklı Türkçe öğretimi yerine okuma, anlama ve yazma becerilerinin geliştirilmesi için tasarlanmış kazanımların ağırlıklı olarak yer alacağı belirtiliyor. Daha önce ilkokul ikinci sınıftan itibaren başlayan dil bilgisi kazanımlarının, taslakta beşinci sınıftan itibaren sözlü iletişim, okuma ve yazma alanlarının içerisine yerleştirildiği belirtiliyor. TEOG ve YGS gibi sınav odaklı bir sistemde okuma, anlama ve yazma becerilerinin nasıl geliştirileceği yanıtlanmaya muhtaç. Üstelik öğretmenlerin bu yöntemleri kullanma konusunda ne kadar yetkin oldukları, bu yöntemlerin kalabalık sınıflarda nasıl uygulanacağı ve bu alanlarda öğrenci performansının nasıl ölçüleceği konuları açık değil. Okuduğunu anlama ve yorumlama klasik dil bilgisinin ölçülmesi kadar kolay ve nesnel ölçülemez. “Evrim kuramını” içerikten çıkaran bir yaklaşımın nasıl bir fen ve matematik yaklaşımıyla STEM’de mesafe alacağı ve PISA başarısızlıklarına yanıt vereceği de zaten kendi içinde çelişkili.

Sonuç olarak; teknik ve bilimsel açıdan içinde modern ve çağdaş unsurlar barındıran taslak programlar daha önceki deneyimlerimizin (en azından 2005 reformunun) bize gösterdiği gibi öğretmen yeterlikleri; fiziki, mali ve teknolojik altyapı eksiklikleri; ülkenin coğrafik, sosyal, ekonomik farlılıkları; sistemin sınav odaklı yapısı; eğitim sisteminin merkeziyetçi karakteri gibi etkenler nedeniyle kağıt üzerinde kalmaya mahkum olacağını söylemek mümkündür.

MEB taslak program çalışmaları değerlendirilirken ayrıntıda boğulmamak önemli. Teknik ayrıntılarda mevcut olan pek çok olumlu özellik (teknik değerlendirmelerde olumlu not alabilecek bazı modern pedagojik unsurların yer alması, öğrenci merkezlilik, yenilikçi ölçme ve değerlendirme sistemleri, vb.) ne kadar gerçekçi ve nasıl uygulanacak soruları karşısında dağılıp gidiyor.

Bu açıdan bakıldığında, yeni program girişimi Cumhurbaşkanı’nın da kabul ettiği 15 yıllık iktidar döneminde en fazla fiyasko ve başarısızlığın yaşandığı “eğitim alanında” yeni bir görüntü vermek ve gündem oluşturmak için kullanılan bir PR çalışması olabilir mi?

Prof. Dr. Hasan ŞİMŞEK

hasansimsek.net

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • fikret şipal 8 ay önce yorumlandı

      yazı yazmıyorum kimi kandırıyorsunuz.

    banner49
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    banner31
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV