banner37
17 Ocak 2018 Çarşamba

EĞİTİM SİSTEMİNİN YENİ KABUK İHTİYACI

Eğer gerçekten sistemin geliştirilmesi isteniyorsa, yapılacak işler listesinin ilk sırasında, ülkenin eğitim sorunlarına kayıtsız kalmayan bilim insanlarının üzere, sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin ve eğitime ilgi duyanların bir araya gelerek sisteme yeni bir kabuk inşa etmesinin zamanı çoktan gelmiştir.

18 Aralık 2017 Pazartesi 10:34
EĞİTİM SİSTEMİNİN YENİ KABUK İHTİYACI

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımdan gelen bir kısa video beni böyle bir yazı yazmaya yönlendirdi. Abraham Twerski’nin “zorluklar sayesinde büyüme” konulu videosunda, her zorluğun gelişmeye zemin hazırladığını vurgulayarak, düşüncelerini ıstakozların yaşamından örneklendirmektedir.

Bilindiği gibi ıstakoz, dışında sert bir kabuk bulunan bir deniz yumuşakçasıdır. Vücutlarının dışındaki bu sert kabuk asla büyümez. Ancak içlerindeki yumuşak dokular büyür. Istakozların yumuşak dokuları büyüdükçe, bir milim bile büyümeyen sert kabukları, küçülen bir giysi misali, dar gelmeye başlar ve ıstakozu rahatsız eder. Istakoz, giderek kendisine küçük gelen bu katı kabuk altında kendisini baskı altında hisseder ve rahatsız olmaya başlar.

Rahatsızlığı giderek artan ıstakoz, kendilerini yırtıcı balıklardan korumak amacıyla kendisine güvenli bir kaya kovuğu bulur ve üzerindeki sert kabuğu fırlatıp atar. Istakoz kendisine yeni bir kabuk üretir. Bu döngü, defalarca devam eder. Istakoz büyüdükçe, kendisine dar gelen sert kabuğu atarak yenisini oluşturur. Yani kendisine dar gelen giysiyi atar ve yenisini diktirir. Istakozlar bu döngü sayesinde büyürler ve gelişirler.

Istakozların büyümelerine neden olan dürtü, kendilerini daralan kabukları içerisinde rahatsız hissetmeleridir.

Bu noktada Twerski hoş bir örnek vermektedir: eğer ıstakozun bir doktoru olsaydı, asla büyümezdi. Çünkü ıstakoz kendini rahatsız hisseder hissetmez doktoruna gider ve kendilerini iyi hissetmek için bir antidepresan ilaç alırdı. Bu da onun daralan kabuğunu kırıp atmasına izin vermez ve ıstakoz asla büyüyemezdi. Twerski’ye göre, stres zamanları, büyüme sinyallerinin alındığı zamandır. Eğer içinde bulunduğumuz zor zamanları iyi yönetebilirsek, gelişir ve büyürüz.

Yukarıdaki benzetme, daha önceden bildiğimiz, “dezavantajları avantaja çevirme” ya da “tehditleri fırsata çevirme” ilkesinin güzel bir benzeridir. En çok da bizim gibi her gün çeşitli zorluklar yaşayan ve kendini sürekli olarak baskı altında hisseden toplumlar için geçerli olan bir ilkedir. Özellikle toplumun en çok sıkışmasına neden olan alt sistemlerinde, kabuklarımızı kırma ve kendimize yeni koruyucu kabuklar oluşturma yoluna gitmek için istakoz olmak gerekmiyor ama ıstakoz gibi düşünmek gerekiyor. Eğitim, yargı, güvenlik, ekonomi, dış ilişkiler, spor, sağlık vb. toplumsal alt sistemlerin yaşadıkları sorunlara antidepresan alarak geçici çare bulmak yerine, köklü yapısal değişikliklere -ama geniş tabanlı bir uzlaşmayla- gitmek daha rasyonel bir yoldur.

Eğitim sistemine baktığımızda, son onbeş yıl içerisinde sistem içerisinde pek çok değişmelerin yaşandığını görmekteyiz. Öncelikle bu süre içerisinde beş Milli Eğitim Bakanı görev yapmıştır; her üç yıla bir bakan düşmüştür.

5+3 olarak uygulanan sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim, toplumun her kesiminde eleştirilen ve çoğunluk tarafından beğenilmeyen 4+4+4 sistemi ile değiştirildi. Haftalık ders saatleri değişirken, seçmeli dersler arasına Hz.Muhammed’in Hayatı, Kuranı Kerim, Dini Bilgiler gibi dersler girdi. Bir hazırlık süreci yaşanmaksızın yeni sisteme geçiş sancılı oldu. Küçük yaşta okula başlayan çocukların okula uyum ve okuma yazma öğrenmede zorluklar yaşaması sistemin sorunlarına yenilerini ekledi.

Üniversiteye girişte uygulanan ve meslek liseleri ile diğer liselerden mezun olan öğrencilerin ortaöğretim başarı puanlarının çarpanı olan katsayı, 0.15’mi olsun yoksa 0.12’mi olsun tartışmalarıyla, mahkemelere taşındıktan sonra, Kasım 2011’de tamamen kaldırıldı. Yılan hikâyesine dönen katsayı sorunu, yılanın başı ezilerek çözüldü.

Öğrenci merkezli eğitim modeli iddiasıyla müfredat değiştirildi. Öğrencilere eleştirel düşünme, problem çözme ve yaratıcı düşünme gibi becerileri kazandırılmayı hedefleyen yeni müfredat ile PISA ve TIMMS gibi uluslararası sınavlarda nal toplamaya devam ettik. Okuma yazma öğrenen çocuklarımız önce “a” harfiyle değil, “e” harfiyle tanıştılar.

Üç yıllık lise eğitimi dört yıla çıkartıldı. Bir lise türünden diğerine geçiş olanağını tanımak amacıyla tüm lise türlerinin birinci sınıflarındaki dersler ortak hale getirildi.

2005 yılında LGS kaldırıldı; yerine OKS getirildi. 2007 yılında bu kez OKS kaldırıldı; yerine üç aşamalı SBS getirildi. Üç yıl sonra yani 2010 yılında üç aşamalı SBS kaldırıldı ve yeniden tek sınava dönüldü.

2009 yılında üniversite sınav sistemi (ÖSS) değiştirildi. Yeniden iki aşamalı olan sınavın birinci aşamasına YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı), ikinci aşamasına da LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı) denildi. Oturum sayısı artırıldı; puan türleri değişti.

2010 yılının bir başka reformu (!) tüm düz liselerin Anadolu lisesine dönüştürülmesi oldu. Anadolu sözcüğü meslek liselerinin de isimleri arasına eklenmiş oldu.

FETÖ ile yaşanan sorunun bir yansıması olarak dershanelerin kapatılması ve kademeli olarak Temel Liselere ve Anadolu liselerine dönüşmesi, eğitimin giderek özelleştirilmesine ivme kazandırdı.

Son zamanlarda TEOG ve Üniversite sınavlarındaki değişiklikler ve yeniden değişiklikler, sistemin bir vizyonunun bulunmadığını ve kararların günlük gelişmelere göre alındığının bir kanıtı niteliğindedir.

Öğretmen seçimi ve yetiştirilmesinde yaşanan sorunların hala devam etmektedir. Öğretmen yetiştirme sorununa yönelik olarak alınan önlemler, sorunun çözümüne çok önemli bir katkı sağlamadığı gibi, eğitim fakültelerinden mezun olmayanların formasyon eğitimiyle öğretmenlik hakkı kazanmaları, atanamayan öğretmenlerin sayısının giderek artmasına neden olmuştur. Nitelikli öğretmen yetiştirme hedefimiz önümüzde dururken, 2014 yılında, eğitim fakültelerinin en önemli kaynağı olan ve öğretmenlik mesleğine ilişkin olumlu tutumlara sahip öğrenciler yetiştiren öğretmen liseleri hiçbir anlamlı gerekçe gösterilmeden kapatılıverdi.

Sonuç olarak, sistem büyürken, kabuk aynı kalmış ve sistemin üzerindeki baskı daha fazla rahatsızlık vermeye başlamıştır. Sistemin stres düzeyi her geçen gün artmaktadır. Sistemin dar gelen kabuğu ivedilikle kırılmalı ve yeni bir kabuğun oluşturulmasına başlanmalıdır. Sistemi geliştirmek iddialarıyla, tamamen deneme-yanılma yöntemiyle yapılan çabalar, geçici rahatlama sağlama telaşıyla alınan antidepresanlardan başka bir şey değildir. Eğer gerçekten sistemin geliştirilmesi isteniyorsa, yapılacak işler listesinin ilk sırasında, ülkenin eğitim sorunlarına kayıtsız kalmayan bilim insanlarının üzere, sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin ve eğitime ilgi duyanların bir araya gelerek sisteme yeni bir kabuk inşa etmesinin zamanı çoktan gelmiştir.

Prof.Dr. Abdurrahman TANRIÖĞEN

Twerski’nin videosu için link: youtube.com/watch?v=VEXIF2hNmv8


Anahtar Kelimeler: Eğitim SistemiMebPisaTimss

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner54
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV