18 Ekim 2018 Perşembe

EĞİTİMCİLER MESLEK ODASI GELİYOR...

Öğrencilerin Yerine Hep Biz Düşünüyoruz!

Eğitim sistemini yönlendiren, biçimlendiren en önemli üç unsur öğrenci, eğitimci ve eğitim programları. Sistemin hemen her kademesinde, bu unsurların en önemlisi olan öğrencilerin görüşleri genellikle göz ardı ediliyor.

15 Ocak 2018 Pazartesi 21:18
Öğrencilerin Yerine Hep Biz Düşünüyoruz!
banner69

“Çoğu araştırmada öğrenci görüşleri alınıyor” itirazını duyar gibiyim; evet doğru, öğrenci görüşleri alınıyor. Peki bu görüşler uygulamalara ne kadar yansıtılıyor? Onları ilgilendiren tüm konularda olduğu gibi fikirlerine ne kadar değer veriyoruz? Onlar için en iyi sınav sistemini, eğitim programlarını, diğer birçok uygulamayı biz düşünüyoruz çünkü!

Avusturalyalı arkadaşım Dr. Kim Watty, “Bir üniversitenin kaliteli olup olmadığına nasıl karar verirdiniz? Bu kararı verebilmek için üniversite yönetiminden mi bilgi alırdınız, raporları mı incelerdiniz?” sorusunu şöyle cevaplıyor:

“Gerçekten üniversitenin kalitesi hakkında bilgi edinmek istiyorsanız, öğretim ile yönetim ara yüzüne en yakın olanlara, yaşayanlara -yani öğretim elemanlarına ya da öğrencilere sorulmalıdır.”

Evet, doğru. Bu soru bir eğitim kurumundaki nüfusun büyük ve vazgeçilmez çoğunluğunu oluşturan, eğitim sisteminin hem temel unsuru hem de eğitim hizmetinin en önemli alıcısı olan öğrencilere sorulmalı öncelikle. Biz de öyle yaptık bir yüksek lisans tezi kapsamında sekiz farklı bölümün, birinci ve son sınıflarında öğrenim gören yaklaşık 500 üniversite öğrencisine sorduk: Kaliteli üniversitenin özellikleri nedir? Bu soruya öğrenciler 19 farklı konuya odaklanarak cevap verdiler. İşte kaliteli üniversite ile ilgili en yüksek frekansa sahip bulguların bir kısmı:

*

Görüldüğü gibi öğrenciler kaliteli eğitim veren, kaliteli öğretim elemanına sahip, sosyal ve kültürel gelişime katkı sağlayan üniversite kalitelidir, niteliklidir diyor. Bu yazımda şu nitelik üzerinde duracağım: Kaliteli/nitelikli eğitimden beklentiler: Fakülte ve bölümün her türlü olanağa sahip olması, derslerin bilimsel temelde anlatılması, farklı öğretim yöntemlerinin kullanılması, araştırma ve proje yapılması hatta yazma becerisi kazandırması.

Kaliteli/nitelikli öğretim elemanından beklentiler şöyle: Yenilikleri izleyen, konuları günlük yaşamla ilişkilendiren, öğrencilerle iletişimi ders dışında da devam eden, öğrencilerin sorularına derin ve açıklayıcı cevap veren, geçiştirmeyen, sınıf içinde ve değerlendirmelerinde adil olan.

Sevilay Meraler’e ait bir başka çalışma sonuçları, yukarıdaki sonuçlarla benzer özellikler gösteriyor. Öğrencilerin büyük bir çoğunluğu; öğretim elemanlarının öğrencileri önemsemesini, onların başarılarını desteklemesini, etkili iletişim kurmasını bekliyor. Öğrenciler bu özelliklerin çok önemli olduğunu belirtirken, akademikpersonel.org’un 342 farklı bilim dalında çalışan ve akademik kariyerin değişik noktalarında bulunan akademisyenlerle yaptığı çalışma sonuçları ise oldukça ilginç. Akademisyenlere, “Akademisyenlik için aşağıda verilen kişilik özellikleri sizce ne derecede önemli?” sorusuna verdikleri cevaplarda önemli görülmeyen kişilik özellikleri ise şu şekilde:

1- Problemleri yüzeysel geçiştirebilmek yaşamamak,

2- Sıcakkanlı ve candan olmak,

3- Neşeli ve canlı olmak,

4- Olaylar, gelecek ve kişiler hakkında pozitif olmak,

5- İnsanlarla iyi geçinebilmek.

*

AKADEMİSYENLER VE ÖĞRENCİLER ORTAK OLARAK GÖRÜLMELİ

Öğrenci istekleriyle akademisyenlerin görüşleri oldukça çelişkili. Çelişki deyince Yusuf Hayaloğlu’nun dizeleri geldi aklıma: Bu ne yaman çelişki anne… Pardon, bu ne yaman çelişki hocam… 25 yılı aşkın süredir lisans derslerini yürüten bir hoca olarak neşeniz, içtenliğiniz, öğrenci sorunlarını dinleyip çözüm bulmanızın, bir dersin etkin işlenmesi kadar öğrencileri güdülediğine şahit oldum. Öğrencilerin vurguladığı özellikler üniversite yönetimleri, stratejik planlama yapanlar, öğretim programı hazırlayanlar ve uygulamada olan öğretim elemanları için önemli ipuçları sağlayabilir. Yükseköğretim sisteminde akademisyenler ve özellikle öğrenciler, yükseköğretimin muhalifleri olarak değil, ortakları olarak görülmeli.*

Geçtiğimiz aylarda Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından ‘Daha Nitelikli Eğitim İçin Daha Nitelikli Öğretmenler’ konulu bir çalıştay düzenlendi. ‘Daha Nitelikli Üniversiteler İçin Daha Nitelikli Öğretim Performansına Sahip Öğretim Elemanları’ çalıştayını da yakın zamanda bekliyoruz. Dünya standartlarında öğrenci yetiştirmeyi ülkü edinmiş iki önemli bilim insanı Prof. Dr. Duran Leblebici ve Eşi Öğretim Görevlisi Yıldız Leblebici. İsviçre Lozan’da EPFL’de öğretim üyesi olan Prof. Dr. Yusuf Leblebici, anne ve babası için düzenlenen saygı gecesinde söz aldı. Konuşmasında akademik başarının atıf sayısıyla, yayın sayısıyla ölçülemeyeceğini, esas başarının yetiştirdiğimiz öğrenciler olduğunu vurguladı. Hocam çok haklısınız, ancak ülkemizde akademik yükselmelerde 20 koşulun sadece bir veya ikisi öğretim performansınızla ilgili.

GENÇLER DAHA AZ RADYO DİNLİYOR

Gençlere neden sormalıyız sorusunun bir başka gerekçesi ise; Baby Boomer, X, Y ve Z kuşağının özellikleri, kişileri doğduğu yıllara göre ayıran dört grupla ilgili. Baby Boomer’lar 1946-1964, X Kuşağı: 1965-1979, Y Kuşağı: 1980-1999, Z Kuşağı: 2000 ve sonrası. Yrd. Doç. Dr. Şevki Işıklı danışmanlığında gerçekleştirilen ‘Kuşaklar Teorisine Göre Türkiye’deki Gençlerin Medya Kullanım Alışkanlıkları ve İstanbul Örneği’ adlı çalışmada evdeki radyo, bilgisayar, televizyon bulundurma oranında radyo en düşük çıktı. Radyo dinleme oranları ise Z kuşağı için yüzde 22, Y Kuşağı için yüzde 32, X kuşağı için ise yüzde 48. Gençlere oranla ileri yaştakiler radyoyu daha çok dinliyor. Gençler radyoyu en çok cep telefonundan dinlediğini belirtirken, X kuşağı radyoyu en fazla radyo-teyp çalardan dinliyor. Z kuşağı çok cep telefonu kullanıyor; radyo, gazete ve televizyonu daha az tercih ediyor. Y kuşağı çoğunlukla üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Üniversitelerdeki öğretim elemanları ise çoğunlukla X ve Baby Boomer kuşağında ve tehlike işte burada başlıyor! Bilgisayarı 30’lu yaşlarında kullanmaya başlamış Baby Boomer (ki kullanamayanlar da çoğunlukta); X, Y ve Z kuşağı için eğitim sistemini ve onu kapsayan her boyutu tasarlıyor ve uygulamaya koyuyor: Örneğin eğitim programları, sınavlar, fiziki mekânlar ve sosyal ortamlar.

GENÇLER FİKİRLERİNİN SORULMAMASINDAN ŞİKAYETÇİ

Prof. Dr. Ahmet Doğanay ve Doç. Dr. Sarı’nın yaptığı bir araştırmaya göre öğrenciler, üniversite yaşam kalitesine ilişkin yedi konudan, kararlara katılımın en düşük oranda gerçekleştiğini düşünüyor. Görüldüğü gibi öğrenciler de görüşlerinin dikkate alınmamasından, karar alma sürecinde fikirlerinin sorulmamasından şikâyetçi. Öğrencilerimizden görüş almayı ve aldığımız görüşleri değerlendirebilmeyi gerçekleştirebilsek, her kademedeki öğrenciden öğreneceğimiz çok şey olduğunu görürüz. Aslında küçük bir gruptan söz etmiyorum, sadece üniversiteleri ele alırsak 2016-2017 öğretim yılında, 7 milyon 198 bin 987 öğrenci ve onların düşüncelerinden söz ediyorum. Her şeyden önce bu öğrencilerin kuşağının bakış açısı, yaşadıkları, bizim yıllar önce yaşadıklarımızdan çok farklı.

Tam son paragrafımı yazarken biraz ara verdiğimde 16 Ekim 2017 tarihli bir rapor gördüm. Tek kelimeyle çok mutlu oldum ve heyecanlandım. Neden mi? Prof. Dr. Engin Karadağ ve Prof. Dr. Cemil Yücel yönetiminde hazırlanmış bir araştırma raporu: ‘Türkiye Üniversite Memnuniyet Araştırması [TÜMAa-2017]’. Araştırma lisans düzeyindeki üniversite öğrencilerinden görüş alarak, Türk yükseköğretim sisteminin gelişimine katkı sağlamayı amaçlıyor. Üniversite öğrencilerinin deneyimlerini ve memnuniyetlerini anlama, öğrenci deneyimini zenginleştirme ve üniversiteleri daha öğrenci merkezli, uluslararası bir üniversite olma yolunda yapılacaklarla ilgili gösterici bir rapor. Umut edelim bulgulardan karar veren mekanizmalar ve uygulamadakiler yararlanır.

Özetle, bir an olarak biz akademisyenleri terziler olarak hayal edersek: Dikilecek olan giysi ya da giysiler için modadaki son eğilimleri, tasarımının en iyi nasıl olacağı, dikiş süreci, bu giysiler için hangi kumaşlar kullanılacağı, ölçüleri, ipliği, düğmesi konularında tartışıyoruz ve giysiyi dikmeye başlıyoruz. Ancak bu giysiler kimin için? Giysiyi giyecek olan kişiler hiç görünmüyor, onların fikri hiç alınmıyor. Hatta onların nerede olduğu sorusu bile sorulmuyor. Hazırlanacak giysi, onu giyecek olanın zevkine, amacına, cebindeki parasına uygun mu? İşlemeleri biz çok beğendik ancak giysinin sahibi/sahipleri bu duruma ne der acaba? Bizler harika bir giysi dikeceğimizi düşünüyoruz, onu kullanacak olanları bu işin içine katmadan. Fakat 36 beden için 42 beden bir elbise de dikmiş olabiliriz.

Sonuç: Bu giysi kullanılamayacak ya da alıcısını bulamadan sadece özel tasarım olarak bir defilede boy gösterecek. Ne zaman alıcısına uygun, onların görüşlerini alarak bir giysi hazırlayabilirsek, ancak o zaman başarılı terziler olacağız.

*Çalışmanın tamamına ‘Kalite ve Kaliteli Üniversite Kavramlarına İlişkin Üniversite Öğrencilerinin Algıları’ tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tarama.jsp adresinden ulaşılabilir.

Prof. Dr. Nurdan KALAYCI - Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü

 

Hürriyet

 

 

 

 

 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner75
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV