banner37
14 Aralık 2017 Perşembe

ÖĞRETMEN YETİŞTİRME SİSTEMİ DE DEĞİŞİYOR!

Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu’ndan oluşan Türkiye’nin en üst eğitim otoriteleri değişime doymuyor. Ancak, pek çok değişim girişiminde ortak bir sorun var: İnovatif değil, çoğunlukla geçmiş uygulamaların tekrar gündeme sokulması, araştırmaya dayalı bilimsel veri temelinden yoksun olması, dünyadaki uygulamalara ve son gelişmelere referans vermemesi, hızlı ve radikal bir biçimde uygulamaya konması.

11 Kasım 2017 Cumartesi 23:48
ÖĞRETMEN YETİŞTİRME SİSTEMİ DE DEĞİŞİYOR!

Türkiye Kamu- Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu’ndan oluşan Türkiye’nin en üst eğitim otoriteleri değişime doymuyor. Ancak, pek çok değişim girişiminde ortak bir sorun var: İnovatif değil, çoğunlukla geçmiş uygulamaların tekrar gündeme sokulması, araştırmaya dayalı bilimsel veri temelinden yoksun olması, dünyadaki uygulamalara ve son gelişmelere referans vermemesi, hızlı ve radikal bir biçimde uygulamaya konması. 10 Kasım günü YÖK’ten yapılan açıklamada Eğitim Fakülteleri ve Öğretmen yetiştirme programları konusunda bir takım önemli değişikliklerin yapılacağı yönündeydi. Son zamanlarda YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı kaynaklı “reform” açıklamalarını takip etmek zorlaştı.

YÖK Yürütme Kurulu Üyesi olan ve kendisi de bir eğitim profesörü olan Prof. Dr. Mehmet Şişman’ın basına yaptığı açıklamada öğretmen yetiştirme ve eğitim fakülteleri konusunda planlanan ana değişikliklere ilişkin bilgiler var (hurriyet.com.tr/ogretmen-egitimi-sil-bastan-40640107). İki temel değişiklikten söz ediliyor: Öğretmen yetiştirme programlarındaki uygulama derslerinin saatlerinin artırılması ve toplumda yaygınlıkla “öğretmenlik sertifikası” olarak bilinen “pedagojik formasyon sertifikasının” lisansüstü eğitim yoluyla verilmesi. Bu iki değişiklik önerisinin tamamen yanındayım, ancak zaten 2007’ye kadar böyle olan sistem niçin değiştirildi ve şimdi niye yine eskiye dönülüyor?

Bu aşamaya nasıl gelindiği ve YÖK önerisinin niçin gerçekte bir eskiye dönüş olduğu konusunda bazı bilgiler vereyim.

Eğitim Fakülteleri ve Türk Öğretmen yetiştirme sistemi 1997-98 yıllarında köklü bir değişime uğradı. 1993 yılında Dünya Bankası kredisiyle başlatılan Milli Eğitimi Geliştirme Projesi kaynaklarının küçük bir kısmı yükseköğretimin geliştirilmesine ayrılmıştı. Aralık 1995’te YÖK Başkanı olan Prof. Dr. Kemal Gürüz, ODTÜ’nün o zamanki Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Barbaros Günçer başkanlığında benim de içinde olduğum bir ekip kurarak öğretmen yetiştirme sisteminin ve Eğitim Fakülteleri’nin yeniden yapılandırılması çalışmalarını başlattı. Zamanın Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı merhum Bener Cordan’ın aktif katılımıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın da tam desteği ile yürüyen çalışmalar 1997 yılı içinde sonlandırıldı ve yeni Öğretmen yetiştirme sistemi 1998-99 öğretim yılında uygulamaya kondu. Derli toplu ve özlü raporlarla yeniden yapılandırmanın gerekçeleri tartışıldı ve program içerikleri YÖK tarafından kamuoyuna duyuruldu (Mart 1998’de YÖK tarafından yayınlanan “Eğitim Fakültelerinin Yeniden Yapılandırılması” ve “Eğitim Fakültesi Öğretmen Yetiştirme Lisans Programları” raporlarına internet üzerinden ulaşabilirsiniz).

1982 yılında Eğitim Fakülteleri’nin üniversite çatısı altında dört yıllık lisans programları olarak yerleştirilmesinden sonra Türkiye’de Eğitim Fakülteleri ve öğretmen yetiştirme konusunda ilk büyük revizyon 1997-98 yılında yapıldı. 1982’den beri artarak biriken kalite sorunları, fakültelerde ortaya çıkan amaçsızlık, Fen/Edebiyat Fakülteleri ile yaşanan duplikasyon sorunları, öğretmen yetiştirmede uygulamanın ihmal edilmesi saptanan sorunlardan sadece bazılarıydı (diğer konular hakkında ayrıntılı tartışma için YÖK tarafından 1998 yılında yayınlanan “Eğitim Fakültelerinin Yeniden Yapılandırılması” başlıklı rapora bakabilirsiniz).

1997-98 yeniden yapılanmasında getirilen yeniliklerden birisi uygulama saatlerinin artırılması, diğeri ise 1997-98’ye kadar adeta kangrene dönmüş olan “sertifika” programlarının kaldırmasıydı. Yeni uygulamada, Eğitim Fakültesi dışındaki fakültelerden mezun olanların Eğitim Fakültelerince yürütülecek 3 dönemlik “tezsiz yüksek lisans” programlarına devam ederek Yüksek Lisans derecesiyle öğretmenlik hakkını elde etmesi uygulaması getirilmişti.

1998 yeniden yapılanması öğretmen yetiştirme programlarının teorik yapısını esnetmek ve uygulama saatlerini artırmak amacıyla birinci sınıf dersleri arasına “Okullarda Gözlem” dersi koymuştu. Bu ders niçin birinci sınıfa konmuştu? Öğretmenlik mesleğini tercih eden pek çok genç insan öğretmenlik mesleğinin değerlerini, kültürünü, çalışma koşullarını bilmeden bu mesleği tercih edebilmektedir. Öğrenim hayatlarının, yani lisans eğitimlerinin son döneminde (8. dönem) okullarda uygulamaya giden öğretmen adaylarının bazıları bu mesleğin gerçekte hiç de kendilerine uymadığını fark etmektedirler, ancak çok geç kalınmıştır. Birinci sınıfta öğrenci, örneğin okulların kıyafet kodlarıyla, davranış kurallarıyla, öğrencilerle iletişim ve etkileşim kurallarıyla, okul yönetimiyle, okullara özgü disiplinle karşılaşır ve tanışır. Belirli kıyafetlerle, saç stiliyle okula gidemeyeceğini, okulda belirli şeyleri yapamayacağını, öğrencilerle iletişim ve temas kurallarını öğrenir. Öğretmenler odasına girer, dolayısıyla öğretmenlerin dünyasına girer.

2007 yılında YÖK 1997-98’de kurgulanan Öğretmen yetiştirme programlarını revize etti ve ilk yaptığı şey “Okullarda Gözlem” dersini kaldırmak oldu. Okullara bizzat gidilerek yürütülmesi ve pratik-uygulamalı bir ders olması gereken bu ders kaldırılarak yerine teorik bir ders getirildi. Öte yandan, 2010 yılı Ocak ayında YÖK Genel Kurulu dejenere olmuş sertifika programlarına son veren “Pedagojik Formasyon Tezsiz Yüksek Lisans” programlarını kaldırarak 1998 öncesi “sertifika” uygulamasına geri döndü (memurlar.net/haber/158469/tezsiz-yuksek-lisans-kaldirildi-formasyona-9-kriter-geldi.html). Hatırlatalım; “Pedagojik Formasyon Tezsiz Yüksek Lisans” programları Eğitim Fakülteleri dışındaki fakültelerden mezun olmuş ve öğretmen olmak isteyen genç insanların katılması gereken bir programdı. Bu program üç dönem olarak uygulanmaktaydı ve her haliyle bugün uygulanan “sertifika” programlarından daha nitelikliydi, çünkü tezsiz yüksek lisans programı “sertifika” programlarında ortaya çıkan bazı ciddi suiistimallere de izin vermiyordu.

2010 yılında YÖK kararıyla uygulamaya konan “sertifika” programları Eğitim Fakültelerini gerçekten çok rencide etti, nitelik düşmelerine neden oldu. Aslında ve gerçekte öğretmenlik mesleğinin toplumun gözünden düşmesine ciddi katkılarda bulunurken öğretmenliğin ucuz bir meslek olmasına, özlük hakları açısından aşınmasına yol açtı. YÖK’ün yanlış kararlarıyla, sertifika programları, 1998 öncesinde olduğu gibi, üniversitelerin ve öğretim üyelerinin kazanç kapısı haline geldi, öğretmen olmak isteyen gençler gerçekten sömürüldü. Sertifika programları özellikle devlet üniversitelerinde öyle büyük bir rant kapısı haline geldi ki öğretim üyeleri birbirlerini, rektörlerini, dekanlarını YÖK’e şikayet etmeye başladılar. Çünkü rant paylaşımı kavgalara neden oluyordu (bu süreçte YÖK Vakıf Üniversitelerine istikrarlı bir şekilde çok sınırlı kontenjanlar verdiği için bu tür sorunlar vakıf üniversitelerinde yaşanmadı). YÖK’ün “sertifikayı” bir “yaşamboyu öğrenme” derecesi olarak değerlendirip kontenjanları üniversitelere bırakmasıyla birlikte bir akademik yılda toplam lisans öğrencisi sayısından daha fazla sertifika kontenjanı belirleyen Eğitim Fakülteleri oldu. Eğitim Fakülteleri’nden giden kontenjan taleplerinin üzerinin bazı rektörler tarafından çizilerek kontenjanların artırıldığı vakalar anlatılır oldu, çünkü sertifikalardan elde edilen gelirden rektörler ve üniversite de pay alıyordu. Bu uygulamalar sonucunda birkaç yıl içinde sadece sertifikalar yoluyla 400.000’e yakın öğretmen adayı öğretmen olma hakkı elde ederek atama beklemeye başladı. Bu uygulamalarla şu an 800.000 kişiden oluşan bir aday öğretmen havuzu oluştu. Öğretmenlik mesleği ucuzladı. Bu kadar öğretmen havuzu özel okulların asgari ücretle öğretmen istihdam etmesiyle sonuçlandı. Milli Eğitim Bakanlığı sözleşmeli öğretmenliği ancak bu kadar talep fazlasının olduğu bir durumda kolaylıkla uygulayabilirdi.

Sonuç olarak, işleyeni ve doğru olanı kaldırmak bir reform, kaldırılanı tekrar geri getirmek yine bir reform.

Öğretmen yetiştirmede böyle, ortaöğretime geçiş sisteminde böyle, üniversiteye geçiş sisteminde böyle!

Bir ileri, bir geri yani!

Prof. Dr. Hasan Şimşek

www.hasansimsek.net/guencel

 

 

 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    KİM KİMDİR? Tümü
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV