banner37
26 Eylül 2017 Salı

YAŞASIN! 21. YÜZYILDA, 19. YÜZYIL ANLAYIŞIYLA BİR TESTLE 13 BİN ÜSTÜN ZEKÂLI/YETENEKLİ DÂHİMİZ OLDU!

00 0000, 00:00
YAŞASIN! 21. YÜZYILDA, 19. YÜZYIL ANLAYIŞIYLA BİR TESTLE 13 BİN ÜSTÜN ZEKÂLI/YETENEKLİ DÂHİMİZ OLDU!
Prof. Dr. Mustafa Zülküf Altan

9 Aralık 2016 tarihinde Anadolu Üniversitesi ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğinde geliştirilen Türkiye’nin ilk yerli zekâ testi ASIS’ın kullanıma hazır hale geldiği açıklanmıştı.

06.08.2017 tarihinde yapılan haberlerde ise MEB’in, özel eğitim alacak üstün zekâlı çocukları ilk kez yerli test ASIS’la seçtiği ve on üç bin öğrencinin sınavdan başarılı olarak üstün zekâlı/yetenekli kategoride başarılı olarak sınavı kazandığı bilgisi paylaşıldı! Aynı haberlerde bir önceki test kullanımında sekiz bin olan dahi öğrenci sayısının yerli testle on üç bine çıktığına da gururla yer verilmekteydi!

2017-2018 eğitim ve öğretim yılı için BİLSEM’e 398 bin 578 öğrenci aday gösterilmiş, 228 bin öğrenci 3 sınavdan oluşan seçmeye girmeye hak kazanmış, ilk 2 aşamayı geçerek ASIS’ın uygulandığı 3’üncü aşamaya 30 bin öğrenci katılmıştır. Bu adaylardan 10 bin 793’ü genel zihinsel, bin 590’ı resim, bin 108’i de müzik yetenek alanında olmak üzere toplam 13 bin 491 öğrenci BİLSEM’lere yerleşmeye hak kazanmıştır. Yani yepyeni on üç bin yeni dahi adayımız var artık!

Buraya kadar her şey normal, kanıksanan ve bilinen bir kültür neticesinde yapılan ve elde edilen bir durum söz konusu. Tek farkı testin yerli olması! Bir zamanlar dağlara taşlara yazıldığı gibi tek yolun devrim olduğunu düşünenler için yadırganacak hiçbir şey yok. Yani tek yol var (IQ) ve yapılanlar da o yolun içinde yapılıyor. Bazı insanların ürettiği ve yüzyıllardır diğer insanlara dayattığı bir inanış!

Zekâ konusu eğitimin en büyük çıkmaz ve de açmazlarından birisidir. Bütün eğitim anlayışını ilgilendiren bu düşünce yapısı değişmedikçe veya bilinen anlayışla devam edildiği müddetçe mevcut ve de gelecekteki sorunların üstesinden gelme şansı asla yoktur olmayacaktır da! Hele kanıksanan ve yüzyıllardır yerleşmiş kültürün bir parçası olarak kullanılmaya devam edilmesi sonucunda bu çıkmazdan bırakın kurtulmayı, girdabın daha da içine girilmektedir. Bizim gibi ülkelerde ise Amerika yeniden keşfedilmektedir! Yirmi birinci yüzyılda on dokuzuncu yüzyıl anlayışıyla hem de!

Zekâ testlerinin hikâyesi, Alfred Binet isimli Fransız bir psikologdan dönemin yetkililerinin, Paris okullarının ilk yıllarında hangi öğrencilerin başarılı, hangilerinin başarısız olacağını tespit edecek bir sistem geliştirmesinin istenmesiyle başlar. Binet başarılı olur ve hepimizin bildiği IQ (Intelligence Quotient), zekâ katsayısı, olgusu ve bunu tespite yarayan zekâ testi ortaya çıkar. Sayısal ve sözel zekâların kullanılmasına yönelik bu test daha sonraları ABD’ye ulaşır. ABD’de kullanımı ise tamamen ırk ayrımına yöneliktir! Beyazların zencilerden farklı ve üstün olduklarını tespit edip onları belli işlerden, okullardan uzak tutmayı planlamaktadır. Bu tür testler birinci Dünya savaşı yıllarında askeriyeye alınacak ve psikolojik durumları uygun olmayanları tespit etmek amacıyla kullanılmıştır. Daha sonraları ise günümüze kadar gelen testlerin kaynağı olan SAT’a (Scholastic Aptitude/Assessment Test) (Skolastik Zekâ/Değerlendirme Testi) dönüşmüştür. Yani bizim üniversite giriş sınavının ABD’de ki muadili! Öyle ki zamanın başbakanı Çiller “üniversite sınavlarını tıpkı ABD’de ki gibi SAT’la yapacağız bile demişti! Oysa bu sınavlar anlayış ve içerik olarak zaten bir şekilde birbirlerine benzemektedir! Günümüze kadar yüz milyonlarca insan üzerinde uygulanan bu test psikologların en büyük başarılarından biri olarak görülür.

Klasik zekâ kuramlarına baktığımız zaman, zekânın doğuştan geldiği, teklik içerdiği yani ya vardır ya yoktur ve büyük ölçüde kalıtımın etkisiyle belirlendiği düşünülür. Bir kişinin zekâsını belirleyen üç temel etken olduğu düşünülür. Hafta sonu gazetelerinde çıkan pratik zekâ testlerinden, çocuğun normal zekâya sahip olup olmadığını ölçen testlere; ilköğretim, ortaöğretim veya üniversitelere girmek için alınması zorunlu olan zekâ testlerine kadar pek çok türü üretildi, tıpkı ASIS gibi. Çocukların bazılarının zekâ düzeyleri istenilen seviyede olmadığı gerekçesiyle bazı programlara veya okullara alınmadı, hâlâ da alınmamaya devam ediyor, maalesef!

Bu konuya ışık tutacak en ilginç eserlerden biri olarak, 1994 yapımı “Forrest Gump” filmi gösterilebilir. Konusunu gerçek hayattan alan bu filmde; yapılan zekâ testi sonucunda, sınırın az altındaki IQ’su yüzünden başlangıçta okula kabul edilmeyen, annesinin okul müdürü ile olan diyaloğu neticesinde okula kabul edilen (!) ancak yaşamda çok önemli şeyleri başaran ve her defasında başkalarının hayal ettiğinden çok daha fazlasını hatta imkânsızı başararak tarihi sayılabilecek anlarda ayakta kalabilen, yaşama devam edebilen ve çok başarılı bir iş adamı olan Forrest Gump’ın hayatı konu edilmektedir. Çoklu zekâ kuramını Türkiye’de ilk defa anlatmaya başladığımda sunumlarıma filmin hep bu çarpıcı bir o kadar da iç burkan ve çirkin bölümü ve diyaloglarıyla başlardım.

Zekâ testlerinin temelini oluşturan sayısal ve sözel yeterliliklerdir. Eğitim sistemleri de hep bu iki yeterlilik üzerine oluşturuldu. Böylece bu iki yeterliliği yeteri kadar gelişmemiş olanlar hep sistemin dışında bırakıldı. Sistemin aradığı zekâ profilinden farklı profilleri olanlara da ki genelde müzik, sanat vs. üstün yetenekli deniyor! Sistemin aradığı zekâları daha gelişmiş veya uzun yıllara yayılan ve sürekli tekrarlar sayesinde bu zekâları daha da gelişen bireylerin önü açılarak birbirine benzer beceriler sergileyen hep aynı tür bireylerin yetişmesi sağlanarak bir toplum mühendisliği gerçekleştirilmiş oldu, olmaya da devam ediyor! Yani aynı şekilde düşünen, hareket eden, tepki veren hemen her meslekten milyonlarca insan!

Daha yeni ve günümüz zekâ kuram ve yöntemlerine baktığımız zaman en önemli farkın zekânın tek bir unsurdan kaynaklanmadığı ve zaman içinde hem geliştirilebileceği hem de değişebileceği görüşünün ağır basmasıdır. Zekâyı bu yeni bakış açılarıyla anlamaya çalışmak için de asla testlere ihtiyaç yoktur! Yani sayısal/sözel zekâ kullanılarak bir insanın müzik zekâsını ve/veya uzamsal zekâsını tespit veya değerlendirmek asla mümkün değildir!

Bu kuramlar içinde, Türkiye’de ilk kez benim tarafından sunumları yapılan ve zaman içinde onuncu zekâ olarak ahlaki zekâyı tanıttığım ve üzerine yazılar yazdığım Gardner’ın çoklu zekâ kuramının ayrı bir yeri vardır. Çoklu zekâ kuramına ilişkin milyonlarca evraka ulaşmak artık mümkündür ancak üzerinde ısrarla durduğum ve yüzyılımızın zekâsı olacağını ilk defa 1999 yılındaki bir yazımda dile getirdiğim ahlaki zekâya kısaca da olsa değinmek isterim. Yirminci yüzyılda ve on yedi yılını bitirmek üzere olduğumuz 21. yüzyılda şahit olduklarımızı göz önüne alırsak, ahlaki zekânın ne kadar gerekli olduğunu görürüz. Dünyanın dört bir yanında klasik anlamda zeki ( IQ yüksek, testler sonucu okullara alınmış, üniversite bitirmiş, makam ve mevki sahibi olmuş) ancak ahlaki zekâsı yeterince gelişmemiş olduğu için insanların acı çekmesine, aç kalmasına, yok olmasına sebep olan liderlere, komutanlara, yöneticilere, idarecilere hemen her kesimden insanlara şahit olduk ve maalesef de olmaya devam ediyoruz. 15 Temmuz tarihinde ülkemizde yaşanan ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecek ülkeyi işgal ve iç savaşa sürüklemeyi amaçlayan kalkışma hareketine kalkışanların klasik anlamda zeki olmadıklarını, o çok özümsenen IQ’larının belirli seviyenin üstünde olmadığını söyleyebilir miyiz? Nitekim 28 Temmuz tarihli medyada bu gerçeği kanıtlayan deliller bizzat bu kalkışmayı gerçekleştirenlerin itiraflarında yer almaktadır!

Bütün bu çirkinliklere sebep olanlarda zekâ spektrumundaki tüm zekâlar mevcuttu, sayısal ve sözel zekâları yani IQ’ları çok gelişmişti ancak yeterli düzeyde gelişmemiş olan ise ahlaki zekâlarıydı. Yüksek erdemli, vicdanlı, merhametli, estetiğe önem veren, insana, flora ve faunaya duyarlı ve saygılı, yaşayan tüm canlıların hak ve özgürlüklerine, inançlara ve tercihlere saygılı, demokrasiyi içine sindirmiş ve bir yaşam tarzı hâline getirmiş, hukukun üstünlüğüne sonuna kadar inanmış insanları, sadece sayısal ve sözel zekâlarını besleyerek, test ederek veya testler yoluyla belirleyerek yetiştirmek mümkün değildir. Testleri farklı zekâları içerir hale getirsek bile sonucunda test yoluyla tespit edileceklerinden yine işe yaramayacaktır!

Zekâ, sürekli olarak klasik anlayışta ele alındığından ve eğitim sistemlerin de bu anlayış çerçevesinde şekillenmesinden ötürü artık kanıksanmış ve kemikleşmiş bir kültür oluşmuştur! Bu kanıksanan kültürün değiştirilmesi hem çok zor hem de çok ciddi emek istemektedir. İnsanların özellikle de eğitim camiasının genel anlamda değişime karşı tutumları göz önüne alındığında durumun ne kadar zor olduğu açıkça görülecektir.

Zekâ konusuna klasik bakış açısıyla bakıldığında yani sabit ve tek, ister istemez yüksek zekâ ve/veya üstün yetenek konuları da sürekli karşımıza çıkan gerçeklerdir. Özellikle son birkaç yıldır hem yazılı hem görsel medyada ayrıca ne acıdır ki eğitim camiasında gün geçmiyor ki üstün yetenekli/zekâlı öğrenciler konusu gündeme gelmesin. Yazılı ve görsel medyada onlarca haber çıktı ve program yapıldı. Yapılmaya da bütün hızıyla devam ediliyor. Bunun son örneği de maalesef ASIS ve ona dayanarak yapılan seçmelerdir! Bu seçmeler maalesef tek tipleştirmekte, etiketlemekte, ayrıştırmakta, sınıflandırmakta ve toplumda asla kapanmayacak yaralar açmaktadır.

İlk başlarda sadece testlerle yapılan tespit işlemleri şimdilerde alanlara yönelik performanslar eklenerek de yapılmaktadır. Bu eklentilerin de birçok hatalı ve tutarsız tarafları vardır. Testlerle sadece sayısal ve sözel zekâları daha gelişmiş olanlara bir avantaj sağlanırken, alana özgü performanslar yoluyla da bir şekilde bu alana özgü performans çalışmalarını çok erken yaşlardan beri özel çalışmalarla yapanlara adeta doğal bir yetenekmiş gibi davranılarak bir avantaj sağlandığı maalesef hep göz ardı edilmektedir! Çoklu yöntemler kullanılsa bile bu tür testler, çocukların yeteneklerinin tüm resmini çekmeye yönelik değildir. Bu yüzden sadece IQ tabanlı yapılan seçme ve değerlendirmeler çok dar bir alanı ve belli kültürden gelen bireyleri değerlendirmekten ve bireyleri etiketlemekten başka hiçbir işe yaramamaktadır!

Unutulmaması gereken en önemli hususlardan biri daha gelişmiş zeka profiline sahip olmak ve/veya özel yetenekliliğin tıpkı diğer öğrenme stilleri gibi beslenmesi gereken bir başka öğrenme stili, öğrenenin öğrenme hızı ve kolaylığı ile ilgili bir durumdan başka bir şey olmadığı gerçeğidir! Üstün zekâ/özel yeteneklilik bu çocukların daha iyi oldukları veya akranlarına göre hayatta daha başarılı olacakları anlamına asla gelmiyor! İnsanın hazırladığı ve standartlarını belirlediği bir testten standardın üstü zekâ kapasitesine sahip olmak ve/veya özel yeteneklilik bir öğrenme ihtiyacıdır, bir ayrıcalık ya da üstünlük değildir!

Beyin sadece öğrenme ve akademik görevleri yerine getirmek için kullanılmaz ki. Beynimiz aynı zamanda bizim duygularımızın, sosyal becerilerimizin, tutumlarımızın ve bütün bu olup bitenlere cevaplarımızın ortaya çıktığı yerdir. Gerçek üstün yetenekli bireyler (özel testler almamış ve özel programlarda eğitim görmemiş olanlar) bu durumlarda da akranlarına göre daha yoğun sosyal ve duygusal ihtiyaçlar göstermektedirler. Bu tür insanların biyografileri okunduğunda bu durum çok daha net olarak görülebilir. Bu ihtiyaçları karşılanmadığı için de bu bireylerin çok ciddi psikolojik sorunlar ve travmalar yaşadıkları hemen herkesin gözlemlediği bir olgudur.

Klasik zekâ anlayışına göre tasarlanmış bütün eğitim sistemleri hem tespit hem sınıflandırma hem de derecelendirme amacıyla yaptıkları bütün değerlendirme sistemleri IQ odaklı ve dolayısıyla sayısal ve sözel zekâ temelleri üzerine oturtulmuştur. Bu durum sözde üstün zekâlı bireyler için de geçerlidir! Bu iki yeterliliği yeteri kadar gelişmemiş olanlar hep sistemin dışında bırakılmaktadır. Bu zekâları daha gelişmiş veya uzun yıllara yayılan ve sürekli tekrarlar sayesinde bu zekâları daha da gelişen bireylerin önü açılarak birbirine benzer beceriler sergileyen hep aynı tür bireylerin yetişmesi sağlanarak bir toplum mühendisliği gerçekleştirilmiş oldu, olmaya da devam ediyor! Yani aynı şekilde düşünen, hareket eden, tepki veren hemen her meslekten milyonlarca insan! Yapılan sınavlarda da akranlarına göre belli bir sınırın üzerinde puan alanlara da üstün zekâlı dendi ve denmeye devam ediliyor!

Sistemin değer vermediği zekâ profillerine sahip bireylere üstün yetenekli muamelesi yapılması başlı başına bir sorundur. Bu bireyler üstün yetenekli veya zekâlı değil, sistemin dikkate almadığı farklı zekâ profillerine sahip olduklarından farklı görünen gayet normal bireylerdir. Sistem bu zekâlara kucak açmadığı için bu bireylere adeta “uzaylı” muamelesi yapılmaktadır.

Einstein, Picasso, Leonardo Da Vinci, Mimar Sinan, Beethoven, Messi, Itrî, Pavarotti, Edison, Zuckerberg, Einstein, Tesla, Bolt, Steve Jobs ve daha binlercesi ne böyle testleri aldılar ne de böyle testlerin neticesinde oluşturulan okullarda eğitim gördüler! Bu tür gerçek dehalar ve başarılı insanlar içinde bu tür testlerden geçmiş yüksek zekâlı diye etiketlendirilmiş tek kişi hatırlayan var mı?

Ciddi bir paradigma değişikliğine ihtiyacımız vardır. İnsanın kendisinin uydurduğu ve diğerlerine dayattığı bir araç vasıtasıyla diğer insanları yüksek zekâya sahip, özel/üstün yetenekli veya yeteneksiz diye ayırmak yerine farklı bireysel özellikleri ve çevresel faktörleri olası potansiyel özellikler olarak tanımlamalıyız ve eğitim kültürünü bunları geliştirmeye olanak sağlayan ve katkı veren bir hale getirmeliyiz. Buna da eğitim ekosistemi deniyor! Sadece IQ bizi zeki yapmaz! Şartlar ve içinde bulunduğumuz ortam bizleri daha zeki yapabilir, inançlarımız bizi daha zeki yapabilir, uzmanlıklarımız bizi daha zeki yapabilir, dikkat düzeyimiz bizi daha zeki yapabilir, merak bizi daha zeki yapabilir, duygularımız bizi daha zeki yapabilir, teknoloji bizi daha zeki yapabilir, vücutlarımız bizi daha zeki yapabilir, ilişkilerimiz bizi daha zeki yapabilir. Görüldüğü gibi zeki olmak sadece IQ yani sayısal ve sözel zekâların ön plana çıkarıldığı, merkezi yapılan standart testler sonucunda ortaya çıkan bir durum değilmiş! Bu köhnemiş ve yüzyıllardır kanıksanan bir kültürün mutlak gerçeklikmiş gibi 21. yüzyılda bizlere dayatılmasının bu ülke geleceğine yapılan çok büyük bir hata olduğunu düşünüyorum.

Bu yüzdendir ki sanatta, moda da bilimde, müzikte, sporda, girişimcilikte, yenilikçilikte, mimaride, estetikte dünya çapında isimler çıkaramıyoruz. Çıkanlara da bakarsanız hiç birinin bu sözde zekâ testlerinden geçmediğini ve/veya bu testlerin neticesinde oluşturulan okullardan mezun olmadıklarını görürsünüz! Ekonomide, sağlıkta, siyasette, bilimde bizlere mutlak gerçekmiş gibi dayatılanların hemen her gün yanlış ve/veya eksik olduklarını öğreniyoruz. Yüksek Zekâ konusu da bunlardan biri hem de en önemli dayatmalardan birisidir! Bu etiketlendirme, ayrıcalık ve ayrımcılık yaratma sistemine son vererek hem bu çocukların gelecekleri hem de ülkenin geleceği kurtarılabilir. Allah aşkına bırakalım bu yüksek zekâ/üstün yetenek takıntısını da adam gibi herkesin kendini bulabileceği, keşfedeceği, geliştirebileceği ve daha önemlisi mutlu olabileceği bir eğitim ekosistem kültürünü yaratalım.

Prof. Dr. Mustafa Zülküf Altan

 

Yararlanılan Kaynaklar

Altan, M.Z. (2016). Zekâ Girdabı: Kanıksanan Kültür ve Göz Ardı Edilen Gerçekler. Eğitime Bakış, 12(37),29-41.

İlk Yerli Test Yapıldı! İşte Çıkan Dahi Öğrenci Sayısı! (2017, Ağustos 06). http://www.mebhaberleri.com/ilk-yerli-test-yapildi-iste-cikan-dahi-ogrenci-sayisi/944/

Prof. Dr. Uğur Sak "Türkiye'nin ilk yerli zeka ölçeği için 2 yıl çalıştık". (2016, Aralık 09). http://www.egitimveegitim.com/sektorden_haberler/2461 prof_dr_ugur_sak_turkiyenin_ilk_yerli_zeka_olcegi_icin_2_yil_calistik.html

FETÖ, hedefindeki öğrencilere IQ testi yaptırmış (2016, Temmuz 28). http://wwww.ntv.com.tr/turkiye/feto hedefindeki-ogrencilere-iq-testi yaptirmis,i96SJBrlWUiawnyzCIcLLQ

 

 

 

 

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 4 yorum mevcut

    • mza 2 ay önce yorumlandı

      İlginize teşekkürler. Diğer yazılarımı ve kitaplarımı da okumanızı tavsiye ediyorum. Öğretmenlere çok ama çok iş düşüyor ancak çok duyarsızlar. Sizin gibi okuyan, yansıtan öğretmen inanın çok az. Anaokula başlar başlamaz sol beynin devreye sokulması inanın çok büyük tehlike!

    • Özlem OLCAY 2 ay önce yorumlandı

      Söylediklerinize tamamen katılıyorum. Maalesef sistemi değiştirebilmek oldukça güç ve uzun süreç istiyor. Öncelikle öğretmen yetiştiren kurumlarda bu düşünce sistemini yerleştirebilmemiz gerekiyor bence. Bende bir sınıf öğretmeniyim. Öğrencilerin yeteneklerini fark edip yönlendirebilmek, istedikleri alanlarda başarılı olabilmeleri için çalışmak bizim için çok önemli. Ama maalesef artık öğrenciler okul öncesinde bile harf öğrenip matematik öğrenip okula hazırlanıyorlar. Okula başladıklarında yaşadıkları sıkıntılara inanamazsınız. O küçücük dünyalarında yaşadıkları baskılar inanılmaz. İlköğretim başladıktan sonra spor, resim, müzik yasak ailesine yetenekli olduğunu anlatmaya çalıştığınız da 'Ne olacak ressam mı' sorusu insanı bitiriyor. Okumayan bir toplumumuz var bu yüzden herhangi bir kadın programına çıkıp söylediklerinizi anlatmanız inanın bana daha büyük kitlelere ulaşabilmenizi sağlayacak bence. Lütfen anlatmaya devam edin. Geleceğimiz bu çocukların ellerinde

    • Ahmet boyrax 2 ay önce yorumlandı

      Bravo sayın hocam kaleminize sağlık tebrikler . .

    • BİLAL BUDAK 2 ay önce yorumlandı

      Bir solukta okudum teşekkür ediyorum hocam böyle bir makale için. Herkesin faydalanması gereken bir yazı.

    banner49
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    banner31
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV